E-Ticaret mi ? Online Perakende mi ?

0 2

E-Ticaret’in tarihsel ortaya çıkış koşullarına arkeolojik bir kazı yaptığımızda 2 konuya çözüm getirdiğinden veyahut “müesses nizama” yeni bir metod geliştirdiğinden bahsedebiliriz.
Bunlar ;
Amerika’daki tarihsel gelişimi içerisinde e-ticaret,  “katalogla satışa” yeni bir form kazandırmış buna ek olarak paranın tahsilatına (peşin ödeme) ilişkin çözüm getirmiştir.
İlgilenenler, Amerika’da katalogla satış üzerine çalışmaları okuyabilirler.
Konumuz bu olmadığından burada değinmeyeceğiz.

En basit anlamda e-ticaret’i (zihnimizden bilinen 5000 yıldır aynı şekilde yapılan ticareti göz ardı etmeden) bu şekilde temellendirirsek diğer kavramları ve gelişmeleri üzerine inşa edebiliriz.

E-ticaret, gördüğüm kadarıyla özellikle 1995-2000 arası “the dot-com bubble” ve 2008’deki “Wall Street” krizinden çok etkilendi ve dönüştü.

2008 özellikle Moda sektörünün tekstil ürünlerinin hızlıca e-ticaret’e girişine sahne oldu diyebilirim, daha doğrusu 2008 katalizör etkisi yarattı.
Tekstil, giyim kategorisi “private shopping” konseptiyle oldukça bu yıllarda hızlandı.
Öncülerden Rue La La 2007’de kurulmuştu.
Tekstil ürünleri satışı e-ticaret’in ilk yıllarından beridir vardı aslında. Asos.com’un 2000 yılında kurulduğunu gözardı etmeyelim.
Covid-19 pandemisinin de e-ticaret’i çok ittiğini özellikle de “online grocery” pazarını hızlandırdığını görüyoruz.

 

Kısa girizgahtan sonra başlığımızı tartışmaya açma vakti geldi.
Yaklaşık 2010’lardan beridir artan şekilde (önceki birkaç yılda tek tük de olsa bahsedenler vardı.) Amerika’da e-ticaret denmediğini perakendeye atfen “online perakende” olarak zikredildiğini duyuyoruz,okuyoruz.

Ben de bilinçli bir şekilde yıllardır online perakende olarak konuşmaya gayret ediyorum.

 

Her ne kadar genelleme yapmak beşeri bilimlerde çok tartışılan bir konu olsada “söylemi değiştirmek beraberinde eylemi de değiştirir.”
Online perakende demeye başladığınızda perakendedeki birçok kavram, metod, iş akışının da artık işinizde belirleyici olduğunu göreceksiniz.

Örnek olarak  bir e-ticaretçi düşünelim, ilk önce sabah mesaiye başladığında reklam dönüşüm oranları, sepet ortalamaları vb. gibi birkaç göstergeye bakacaktır hepimizin yaptığı gibi. Data studio’daki patron raporunu göz önüne getirmenizi rica ediyorum.


Online perakendede ise aniden günlük ilk kontrol rutininiz değişiyor.

Perakende demek satış demek olduğundan ana işiniz odağınız sadece “SATIŞI DÜŞÜNMEK” oluyor.
Şöyle açmama izin verin.
e-ticaretçi sürekli olarak malları sanalda görüyor perakendeci ise dükkanda birebir görüyor ve yaşıyor, anlık kafasında beliriyor. Fiziksel bir kısıtı olan mağazada her cm2’sini verimli bir şekilde düşünüyor. e-ticaret’te ise böyle bir kavram olmadığından bu taraftaki kaslarımız zayıf kalıyor. Sonsuz alan var. Perakendeci satamadığı malın yerini değiştirip veya depoya kaldırıyorken bizler bazen bannerda yer açmaya bile çekiniyoruz sonsuz alanımız olduğu halde.

Şimdi içinizden diyebilirsiniz ki (ben de öyle diyordum başta) “Ben zaten bunları yapıyorum, bunlar aynı şeyler, ne farkı var ? “ Mesele de tam olarak burada başlıyor aslında.

Bunu zaten son senelerde özellikle daha müşahhas anlıyorsunuz.
Stok programınızda veya ERP’nizle e-ticaret sitenizi entegre ettiğinizde yaptığınız 2 temel iş var. Biri stokları diğeri de fiyatları entegre etmek.
Çoğu ERP’de gelişmiş kampanya araçları var.
Mağazalarda neler yapılabildiğini kasada görüyorsunuz ama e-ticarete bunları yansıtmak oldukça zor.
Yansıtanları görüyorum ve çok tebrik ediyorum, zor bir iş çünkü.


Yine başka bir etkeni daha söyleyeyim, 2010’dan beridir özellikle markafoni efektinden dolayı (belki de private shopping efekti demek lazım.) perakende sektöründen çok geçişler olduğunu gördük. Covid-19 ‘un etkisiyle bir dalga daha oldu.

Bence önümüzdeki dönemde “e-ticaret” e en yatkın olacak kişiler “perakende” sektöründen geçenler olacak.

Bu perakendeciler tabi internet sektörünü, dijitali öğrenerek açığı kapatabilirler.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde başarılı e-ticaret sitesi, markası sahipleri, yöneticileri, çalışanları söylemden eyleme online perakende diyenlerden çıkacak diye düşünüyorum.

Kendimde yaşadığım değişiklikler neticesinde ilk baktığım ve en çok önem verdiğim kavramlar ;

  • Stok devir hızı
  • Stok yaşlandırma
  • Maliyet hesabı


Şİmdi bir e-ticaret yöneticisi olarak aynı zamanda gelecekte kendi işinizin girişimcisi adayısınız.

Yukarıda bahsedilenlerden bana ne diyebilirsiniz. Bunlar benim görevim değil diyebilirsiniz. Bunu firmada yapanlar var diyebilirsiniz.

Ama işin aslı öyle değil.

Bu kavramlara hakim olursanız gerekçelerini göstererek üretime gider “ben bunu istiyorum bunu üretmelisiniz” diyebilirsiniz.
Bir sonraki fazda hızınızı alamayıp yönetime gidip “ A sitesiyle işbirliği yapacağım. Sadece onlarda satılacak online’a özel B,C,D ürünlerinin üretilmesini istiyorum. “ diyebilirsiniz.
Ne mağazada ne kendi sitemizde ne pazar yerlerimizdeki mağazalarda olacak.
Bunu yurtdışındaki şu site ile tedarikçilik anlaşması imzaladım diyip sürekli hale getirtebilirsiniz.

Aslında her bir satış kanalına özel geliştirmeler (satış kanalına özel ürün üretmek) yapmak işinizi bambaşka bir yere götürecektir.
işte burada perakendeci kasları güçlü olan kazanacak.
Mağazaya göre, ilçeye göre, sosyo ekonomik duruma göre sürekli satışı kontrol eden “perakendeci aklı” hep bir adım önde olacak.

Artık online perakendeci gözüyle baktığınızda e-ticaret’in sadece b2c ve c2c’den ibaret olmadığını bu işin  vendor, supplier, seller, b2b, d2c taraflarında inanılmaz bir fırsat olduğunu görmeye başlarsınız.


2023’ün bir diğer önemli konusuda 3 büyüklerin (Getir, Trendyol, Yemeksepeti) kendi dark restoranlarını açtıklarına şahit olacağız, zaten duymaya başladık.
Online’dan perakendeciliğe doğru bir gidiş (Online’den çıkmadan büyüme anlamında) söz konusu olacak gibi görünüyor.

Bu maliyetlerle ayakta duramayacak olan restoranların (kapanmaları sizlerde görüyorsunuzdur, işyerimin çevresinde çok yaşanmaya başladı. 1 hafta sonra aynı restoranı bulamıyorsunuz.) direkt 3 büyüklere başvurup dark restoranınız olalım teklifiyle gitmeye başladıklarını görürüz.

Yıllara sari baktığımızda sipariş alma uygulamaları kendi marketlerine de sahip olarak melez bir yapıya dönüştüler.
Şimdi bunun restoran tarafında olduğunu göreceğiz.
Sonraki fazı tahmin etmek zor değil, tedarik zincirinde en başa dönülecek ve bu uygulamaların çiftlik sahibi olup kendi restoranlarının ihtiyaçlarını kendilerinin yetiştireceklerine şahit olacağız.

Çok uzak tarihlere gitmeye gerek yok, bunu ilk defa bu firmalar da yapmayacak.
Ülke çapında satış yapan büyük perakende zincirlerinin kendi sebze, meyve, et ve süt ürünlerini yetiştirdiklerini biliyoruz.

E-ticaret’ten online perakendeye adapte olmanız dileklerimle.


Yazımızı büyük romancımız ve düşünürümüz Kemal Tahir’in “Kurt Kanunu” eserindeki veciz atasözümüzle bitirelim.

“ Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.